tur
19 Şubat 2011 Cumartesi
2 Aralık 2010 Perşembe
29 Kasım 2010 Pazartesi
30 Ekim 2010 Cumartesi
Türkiye'de Türkçü Parti Açmazı
Yazan : Ali İhsan Samurkaş – Kamu Yönetimi Bilim Uzmanı
Özet : Burada ele alacağımız konu ırk ve ırkçılığın aynı anlama gelmediğini ve Türkiye’de gerek hukuk gerekse sosyolojik olarak, Türkçü Parti adı altında bir partinin yaşatılmasının imkansız olduğunu ortaya koymaktır.
Genetik bilimi insan ırkı denilen olguyu ve farklı ırkların varlığını kabul etmektedir.
Bunun tartışılacak bir yönü yoktur.Farklı ırklardan bazılarının diğerlerine üstün olduğu yolunda geçen yüzyılda ortaya atılan ırkçılık tezlerinin ise hiçbirisi kanıtlanamamış ve bu görüşler gözden düşmüştür.
Önce ırk ve ırkçılık terimlerini açmak gerekir.
Irk nedir? Sözgelimi türkçe wikipedia sözlüğünde ırk açıklaması şöyle veriliyor:
”Irk nedir?
İnsanlar deri ve saç rengi,boy uzunluğu, vücut biçimi gibi fiziksel özelliklerine ve genetik olarak incelenebilen kan grubu gibi biyolojik öğelere göre belli gruplara ya da ırklara ayrılır. Günümüzde biyologlar fiziksel farklılıklardan çok ırklar arasındaki genetik farklılıkların incelenmesiyle ilgilenirler. Irk incelemeleri biyoloji biliminin yeni bir dalı olan nüfus genetiği alanına girer. “
Aynı kaynakta ırkçılık ta şöyle açıklanıyor:
”Irkçılık, genel olarak çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik farklılıkların kültürel veya bireysel meseleleri de tayin etmesi gerektiğine ve doğal sebeplerle bir ırkın (çoğunlukla kendi ırkının) diğerlerinden üstün olduğuna ve diğerlerine hükmetmeye hakkı olduğuna duyulan inanç veya bu değerleri kabul eden doktrindir. Ortaya çıkış nedenleri arasında çoğunlukla ekonomik nedenleri olması yanısıra düşünsel nedenlere de dayanmaktadır.
Irkçılık terimi çoğunlukla, kendi etnik kültür değerlerini tek kriter olarak belirlemek (etnik merkeziyetçilik), farklılık korkusu (zenofobi), ırklar arasında birleşmelere ve ilişkilere karşıtlık ve milliyetçilik gibi kavramları da anlatıyor olabilir. Irkçılık, sosyal ayrımcılığı, ırklar arasında fark gözetilmesini ve soykırıma kadar varabilen şiddeti haklı göstermektedir.
Irkçı terimi ise, normalde ırkçılığı destekleyen kimse anlamında kullanılırken, 1940 yıllarından itibaren aşağılayıcı bir kelime olarak kullanılır olmuştur, bu sebeple hangi grup veya düşüncenin ırkçı sayılabileceği her zaman tartışmalı bir konu halini almıştır.
Irkçılık genel hatlarıyla incelendiğinde kendi kanını taşıyan, aynı dili konuşan, ve aynı soydan gelenlerin başka soylardan gelenleri aşağılaması olarak algılanır. Ancak eksik bir bakış açısıdır. Gelişen teknoloji ve gelişen ekonomik yapılar insanoğlunun tanımlarında çeşitli farklılıklar getirmektedir. Bu farklılıklar ırkçılığın psikolojik, sosyal psikolojik, ve psikanalitik açıklamalarını anlama zorunluluğuyla birlikte ırkçılığın normal bir durum olmadığını bir "hastalık" olarak ele alınması gerektiği gerçeğini sergiler.”
Gelelim Türkiye’deki durumun tespitine:
Türkiye'de, etnik/ırk anlamında birden fazla grup vardır.Boşnak,Çerkez,Kürt.. hatta Türk saydığımız Türkmen ve Yörüklerin bile etnik yapılarında farklılık olduğu Kocaeli Üniversitesi Tıbbi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Ali Sazcı tarafından ortaya çıkarılmıştır(bakınız Hürriyet gazetesi,17.11.2004, sayfa 5).
Baştan beri Türkiye’de tüm anayasalar, Türkiye Cumhuriyeti kimliği almış herkesi Türk saymıştır; yani hukuken “Türk=Türk vatandaşı=Türklük” demektir. Genetik Türk de buna dahildir. Yazılı hukuk metinlerinde haklar ve yükümlülükler bakımından genetik menşeli Türk olanlara ayrı bir imtiyaz tanınmamıştır.
Hukuki Engeller:
Özellikle internet sitelerinde yazan kimi Türkçüler, Türkiye’de niçin hala Türkçü Parti adıyla bir parti yok diye hayıflanmaktadırlar. Türkiye’de parti kurmak için resmi makamlardan önceden izin alma zorunluğu yoktur, ancak, kurulan partinin tüzüğü İçişleri Bakanlığına verilir. Bakanlık incelemeleri sonucu partinin yasalara aykırı yönü tespit edildiği zaman Anayasa Mahkemesi’ne dava konusu edilir ve kapatılır. Türkiye’de Türkçülük hareketinin uzun bir geçmişi bulunmasına rağmen hiçbir zaman Türkçü Parti adıyla bir partinin kurulmasına girişilmemiştir. Bu unvan altında bir parti çoktan kurulurdu fakat (aşağıda ele alınacak olan) başta 1924 Anayasası ve halen yürürlükte olan 1982 Anayasanın 68 ve 69.madde hükümleri ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun yasaklar bölümünde sayılan engeller dolayısıyla böyle bir partinin yaşatılması mümkün olamayacağı için kurma girişimi de olmamıştır.
Belli bir ırkı esas alan parti o ırka mensup vatandaşları öncelemeyi, yukarda saydığımız diğerlerini ise öteki konumunda tutmayı amaçlaması gerekir. Başka bir anlatımla ırkçı bir partinin iki fiili aynı anda yapması gerekir; birincisi adını aldığı ırkı yüceltirken diğer yandan bu ırkın niteliklerine kıyasen diğer ırkları da açık veya zımnen aşağılaması beklenir. Sadece birincisini yapmakla ırkçılık fiili gerçekleşmiş sayılmaz. Çünkü ırklar arasında farkındalık yaratmak ancak bunlar arasındaki nitelik farkına vurgu yapmakla mümkün olur. Parti bunu yapmayacağını iddia edemez aksi takdirde ırk odaklı parti kurmanın anlamı yoktur. Bu amaç ile Anayasalardaki eşitlik ilkesi çiğnenmiş olacağı için, bu, o partinin kapatılma nedenini oluşturur.
Esasen iş partinin kapatma aşamasına gelmeden, daha kuruluş aşamasında ırk adı belirtilerek bir partinin kurulmasını engelleyen hükümler başta olmak üzere birçok yasak Siyasi Partiler Kanununa konulmuştur. Bunları topluca şöyle gösterebiliriz:
Demokratik Devlet düzeninin korunması ile ilgili yasaklar:
MADDE 78- Siyasi partiler:
a) (.....) Türk Devleti’nin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak; amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.
b) Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.
Azınlık yaratılmasının önlenmesi:
MADDE 81- Siyasi Partiler;
a) Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
Bölgecilik ve ırkçılık yasağı:
MADDE 82- Siyasi partiler, bölünmez bir bütün olan ülkede, bölgecilik veya ırkçılık amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
Eşitlik ilkesinin korunması:
MADDE 83- Siyasi partiler, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu prensibine aykırı amaç güdemez ve faaliyette bulunamazlar.
Görüldüğü gibi bugün Türkiye’de ırk odaklı bir parti kurulmuş olsa dahi çok kısa sürede yukarıdaki gerekçelerle kapatılacağı aşikardır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin mimarı kabul edilen Mustafa Kemal Atatürk’ün samimi bazı konuşmalarından Türk ırkını temel belirleyici (dominant) ırk olarak esas aldığını, ancak ülkedeki diğer ırkların ırk davası gütmemeleri için Türk vatandaşlığı almış herkesi Türk sayacak hukuki düzenlemeler yapılmasını sağladığını biliyoruz. Kendisi Türk ırkına hayranlık duyan, bu ırka mensubiyetini gururla dile getiren bir kişilikti. Ne var ki, Osmanlı Devleti’nden bakiye kalan “ahalinin” içinde azımsanmayacak bir ırk ve menşe farklılığı bulunuyordu. Atatürk ve Cumhuriyetin diğer kurucuları bu memleket realitesi karşısında samimi arzularını sineye itmişlerdir. Kurucular ülkede genel bir birlik sağlanması/ya da bir arada yaşama projesini hayata geçirmek için gönülde yatana göre değil ülke gerçeklerine uygun bir millet stratejisi geliştirmişlerdir. 1923 –Lozan Antlaşmasının 38.maddesiyle (1) Türkiye Hükümeti’nin memleketteki farklı ırk ve dinden olanlara karşı ayrımcılık yapmamayı taahhüt etmesinin de bu stratejiyi belirleyen bir dış etken olacağı açıktı. Atatürk, Türk Milleti’nin bileşkesindeki asli unsur olacak “ırk ve menşe birliği” (2) özelliği taşımayan kesimlerin hiç olmazsa “siyasi varlıkta birlik, tarihi karabet (yakınlık) ve dilde birlik” gibi tali özelliklerle telafi edilebileceğini düşünerek ülkede yaşayanların tümünü aynı potada eriten ünlü “Ne mutlu Türküm diyene” formülünü 1933’de vaz’etmiştir. Bu formül diğer ırklara karşı açık bir dayatma değildi, öyle olsaydı 1924 Anayasası’na koydurduğu “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur”(m.88) hükmü ile bu sözün çeliştiğini düşünmemiz gerekirdi. Bu Anayasa hükmüyle ırk ve din kategorilerine meşruiyet tanınmamakta, sadece vatandaşlık bakımından “hükmi Türklük” ihdas edilerek herkes siyaseten bu şemsiye altında toplanmaktadır. Burada, Türk kavramına bir önceki Anayasa’da “Osmanlı” terimine yapıldığı gibi tüm ırkları kapsayıcı bir fonksiyon yüklendiği açıktır. Yukarıdaki vecizede kavmen Türk olmayanlara doğrultulmuş icbari bir temayül sezenler olabilirse de oradaki “mutlu” sözcüğü bu sanıyı boşa çıkarmakta, daha ziyade bahşedici bir mensubiyet duygusu aşılamaktadır. Başka bir anlatımla vecizeyi özel bir ırkın yüceltilmesinden çok, herkesi bu ırk ismi ekseninde toplanmaya bir çağrı, bu çağrıya uyan diğer ırkları ödüllendirme olarak algılamak gerekir. Netekim, sonraki dönemlerde aynı tek eksenli politika izlenmiş, hükümet darbecilerinin yaptırdığı iki anayasada da bu kapsayıcı Türklük anlayışı korunmuş (3) ve hatta yelpaze daha da açılmıştır(4). Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti kimliği almaya hak kazanmış ve Türkiye’de yaşayan örneğin bir Boşnak ırk olarak yine Boşnaktır, ancak tabiyet (uyruk) itibariyle Türk vatandaşlığında bulunduğundan hukuken ve siyaseten Türk’tür.
Türkiye’de kurulması düşünülen/umulan Türkçü bir partinin programı nasıl olabilir? Parti, Sadece kavramdan ibaret, hukuken ihdas edilmiş Türkü değil etnik/kavmiyet anlamında Türkü esas alacaktır. Yukarıda da vurguladığımız gibi Türk ırkı odaklı bir partinin söylemi onun ülkedeki diğer ırklar karşısında farkındalık yaratmayı öngörmek ve öncelemek zorundadır. Sadece belli bir ırkı esas alan bir partinin iktidar olduğunda yapacağı icraat da zorunlu olarak Türk ırkını imtiyazlı kılmak yönünde olması gerekir. Türk ırkının diğerlerinden üstün olduğunu aleni savunmamış olsanız dahi Türk ırkını diğerlerinden ayrı tutucu bir politika izlemek kuruluş amacınızın gereğidir. Aksi halde bu adla bir parti niçin kurulmuş olsun? Tüm ırklara eşit davranacak bir partinin adında Türkçü teriminin yer alması tutarsızlık olur. Irkı esas alan bir partinin işi mutlaka ırkçılığa kadar vardırmayacağı, mutedil bir çizgi sürdüreceği bir görüş olarak öne sürülse bile siyasetin doğası gereği bunun gerçekleştirilmesine imkan yoktur.
Diğer yandan, Türkçü partinin kurulmasıyla birlikte diğer ırkları esas alan pek çok partinin de kurulmasına izin verilmesi demokrasinin gereğidir. Bunların propaganda çalışmaları bir anda ırkların üstünlüğü tartışmasına dönüşecek, çok yönlü bir ırkçılık mücadelesi ülkeyi kısa sürede kaosa götürecek ve nihayet kolay bir parçalanma olacaktır. Kaldı ki, bunlardan birinin iktidar olduğu düşünüldüğünde diğer ırkları baskı altına alması kaçınılmazdır. Bu yolla en başta vatandaşlar arasında olması istenen eşitlik ilkesi yok olur. Siyasi Partiler Kanunundaki yasaklarla böylesi bir felaketin önü daha partilerin kurulma aşamasında kesilmektedir. Bu durumda nasıl ki Boşnakçı bir parti kurulamazsa Türkçü bir parti de açıkça kurulamaz. Kapalı olarak Türkçülüğü esas alan partilerin varlığı zaten bilinmektedir.
Bununla birlikte, Türkiye’de bugün tahrik ve aşağılama amaçlı olmamak kaydıyla ırkçılığı felsefi anlamda bireysel olarak savunmak suç sayılmamakta ve düşünce özgürlüğü kapsamında algılanmaktadır(5). Ancak bu tarz söylemler bir tüzel kişilik (dernek, vakıf, parti..)olarak savunulması durumunda bu suç olacak, o kuruluş kapatılacak ancak ilgili kişilere T.C.K.218’ nci madde hükmü gözetilerek adli bir ceza hükmedilmeyebilecektir.
Dipnotlar:
(1) Madde 38/1– “Türkiye Hükümeti, tevellüt, milliyet, lisan, ırk veya din tefrik etmeksizin Türkiye ahalisinin kaffesine hayat ve hürriyetlerince himayei tamme ve kamile bahşetmeği taahhüt eder.”
Anılan antlaşma metninin Türk Tarih Kurumundan izlenmesi için link:
http://193.255.138.2/yayınlar/fulltext/antlaşmalar/lozan/lozan 30-309 .pdf
(2) Nitekim Atatürk, “Türk Milletinin teessüsünde müessir olduğu görülen tabii ve tarihi vakı’alar şunlardır” diyerek sıraladığı beş unsurdan bir tanesi “ırk ve menşe birliği”dir.(Afet İnan, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1969, s.22.)
(3) 1961 Anayasası, madde 54, 1982 Anayasası,madde 66.
(4) Sözgelimi, “Türkiye’ye sanayi tesisleri getiren, sosyal, ekonomik veya bilim, teknik veyahut sanat alanlarında Türkiye’ye olağanüstü hizmeti geçmiş veya geçeceği hükümetçe düşünülen kişiler,” Türklüğe dahil edilebilir.(Bkz.11.2.1964 Tarihli ve 403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik [Resmi Gazete:17.7.1964/11742] Madde 11/d.)
(5)Konusu ırk olup haber verme ve eleştiri amacını aşan, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama içerikli etnik düşünce açıklamaları 5237 sayılı TCK nun 216.maddesine göre suç sayılır.
a-mail : aisamurkas@tnn.net
Özet : Burada ele alacağımız konu ırk ve ırkçılığın aynı anlama gelmediğini ve Türkiye’de gerek hukuk gerekse sosyolojik olarak, Türkçü Parti adı altında bir partinin yaşatılmasının imkansız olduğunu ortaya koymaktır.
Genetik bilimi insan ırkı denilen olguyu ve farklı ırkların varlığını kabul etmektedir.
Bunun tartışılacak bir yönü yoktur.Farklı ırklardan bazılarının diğerlerine üstün olduğu yolunda geçen yüzyılda ortaya atılan ırkçılık tezlerinin ise hiçbirisi kanıtlanamamış ve bu görüşler gözden düşmüştür.
Önce ırk ve ırkçılık terimlerini açmak gerekir.
Irk nedir? Sözgelimi türkçe wikipedia sözlüğünde ırk açıklaması şöyle veriliyor:
”Irk nedir?
İnsanlar deri ve saç rengi,boy uzunluğu, vücut biçimi gibi fiziksel özelliklerine ve genetik olarak incelenebilen kan grubu gibi biyolojik öğelere göre belli gruplara ya da ırklara ayrılır. Günümüzde biyologlar fiziksel farklılıklardan çok ırklar arasındaki genetik farklılıkların incelenmesiyle ilgilenirler. Irk incelemeleri biyoloji biliminin yeni bir dalı olan nüfus genetiği alanına girer. “
Aynı kaynakta ırkçılık ta şöyle açıklanıyor:
”Irkçılık, genel olarak çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik farklılıkların kültürel veya bireysel meseleleri de tayin etmesi gerektiğine ve doğal sebeplerle bir ırkın (çoğunlukla kendi ırkının) diğerlerinden üstün olduğuna ve diğerlerine hükmetmeye hakkı olduğuna duyulan inanç veya bu değerleri kabul eden doktrindir. Ortaya çıkış nedenleri arasında çoğunlukla ekonomik nedenleri olması yanısıra düşünsel nedenlere de dayanmaktadır.
Irkçılık terimi çoğunlukla, kendi etnik kültür değerlerini tek kriter olarak belirlemek (etnik merkeziyetçilik), farklılık korkusu (zenofobi), ırklar arasında birleşmelere ve ilişkilere karşıtlık ve milliyetçilik gibi kavramları da anlatıyor olabilir. Irkçılık, sosyal ayrımcılığı, ırklar arasında fark gözetilmesini ve soykırıma kadar varabilen şiddeti haklı göstermektedir.
Irkçı terimi ise, normalde ırkçılığı destekleyen kimse anlamında kullanılırken, 1940 yıllarından itibaren aşağılayıcı bir kelime olarak kullanılır olmuştur, bu sebeple hangi grup veya düşüncenin ırkçı sayılabileceği her zaman tartışmalı bir konu halini almıştır.
Irkçılık genel hatlarıyla incelendiğinde kendi kanını taşıyan, aynı dili konuşan, ve aynı soydan gelenlerin başka soylardan gelenleri aşağılaması olarak algılanır. Ancak eksik bir bakış açısıdır. Gelişen teknoloji ve gelişen ekonomik yapılar insanoğlunun tanımlarında çeşitli farklılıklar getirmektedir. Bu farklılıklar ırkçılığın psikolojik, sosyal psikolojik, ve psikanalitik açıklamalarını anlama zorunluluğuyla birlikte ırkçılığın normal bir durum olmadığını bir "hastalık" olarak ele alınması gerektiği gerçeğini sergiler.”
Gelelim Türkiye’deki durumun tespitine:
Türkiye'de, etnik/ırk anlamında birden fazla grup vardır.Boşnak,Çerkez,Kürt.. hatta Türk saydığımız Türkmen ve Yörüklerin bile etnik yapılarında farklılık olduğu Kocaeli Üniversitesi Tıbbi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Ali Sazcı tarafından ortaya çıkarılmıştır(bakınız Hürriyet gazetesi,17.11.2004, sayfa 5).
Baştan beri Türkiye’de tüm anayasalar, Türkiye Cumhuriyeti kimliği almış herkesi Türk saymıştır; yani hukuken “Türk=Türk vatandaşı=Türklük” demektir. Genetik Türk de buna dahildir. Yazılı hukuk metinlerinde haklar ve yükümlülükler bakımından genetik menşeli Türk olanlara ayrı bir imtiyaz tanınmamıştır.
Hukuki Engeller:
Özellikle internet sitelerinde yazan kimi Türkçüler, Türkiye’de niçin hala Türkçü Parti adıyla bir parti yok diye hayıflanmaktadırlar. Türkiye’de parti kurmak için resmi makamlardan önceden izin alma zorunluğu yoktur, ancak, kurulan partinin tüzüğü İçişleri Bakanlığına verilir. Bakanlık incelemeleri sonucu partinin yasalara aykırı yönü tespit edildiği zaman Anayasa Mahkemesi’ne dava konusu edilir ve kapatılır. Türkiye’de Türkçülük hareketinin uzun bir geçmişi bulunmasına rağmen hiçbir zaman Türkçü Parti adıyla bir partinin kurulmasına girişilmemiştir. Bu unvan altında bir parti çoktan kurulurdu fakat (aşağıda ele alınacak olan) başta 1924 Anayasası ve halen yürürlükte olan 1982 Anayasanın 68 ve 69.madde hükümleri ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun yasaklar bölümünde sayılan engeller dolayısıyla böyle bir partinin yaşatılması mümkün olamayacağı için kurma girişimi de olmamıştır.
Belli bir ırkı esas alan parti o ırka mensup vatandaşları öncelemeyi, yukarda saydığımız diğerlerini ise öteki konumunda tutmayı amaçlaması gerekir. Başka bir anlatımla ırkçı bir partinin iki fiili aynı anda yapması gerekir; birincisi adını aldığı ırkı yüceltirken diğer yandan bu ırkın niteliklerine kıyasen diğer ırkları da açık veya zımnen aşağılaması beklenir. Sadece birincisini yapmakla ırkçılık fiili gerçekleşmiş sayılmaz. Çünkü ırklar arasında farkındalık yaratmak ancak bunlar arasındaki nitelik farkına vurgu yapmakla mümkün olur. Parti bunu yapmayacağını iddia edemez aksi takdirde ırk odaklı parti kurmanın anlamı yoktur. Bu amaç ile Anayasalardaki eşitlik ilkesi çiğnenmiş olacağı için, bu, o partinin kapatılma nedenini oluşturur.
Esasen iş partinin kapatma aşamasına gelmeden, daha kuruluş aşamasında ırk adı belirtilerek bir partinin kurulmasını engelleyen hükümler başta olmak üzere birçok yasak Siyasi Partiler Kanununa konulmuştur. Bunları topluca şöyle gösterebiliriz:
Demokratik Devlet düzeninin korunması ile ilgili yasaklar:
MADDE 78- Siyasi partiler:
a) (.....) Türk Devleti’nin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak; amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.
b) Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.
Azınlık yaratılmasının önlenmesi:
MADDE 81- Siyasi Partiler;
a) Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
Bölgecilik ve ırkçılık yasağı:
MADDE 82- Siyasi partiler, bölünmez bir bütün olan ülkede, bölgecilik veya ırkçılık amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
Eşitlik ilkesinin korunması:
MADDE 83- Siyasi partiler, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu prensibine aykırı amaç güdemez ve faaliyette bulunamazlar.
Görüldüğü gibi bugün Türkiye’de ırk odaklı bir parti kurulmuş olsa dahi çok kısa sürede yukarıdaki gerekçelerle kapatılacağı aşikardır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin mimarı kabul edilen Mustafa Kemal Atatürk’ün samimi bazı konuşmalarından Türk ırkını temel belirleyici (dominant) ırk olarak esas aldığını, ancak ülkedeki diğer ırkların ırk davası gütmemeleri için Türk vatandaşlığı almış herkesi Türk sayacak hukuki düzenlemeler yapılmasını sağladığını biliyoruz. Kendisi Türk ırkına hayranlık duyan, bu ırka mensubiyetini gururla dile getiren bir kişilikti. Ne var ki, Osmanlı Devleti’nden bakiye kalan “ahalinin” içinde azımsanmayacak bir ırk ve menşe farklılığı bulunuyordu. Atatürk ve Cumhuriyetin diğer kurucuları bu memleket realitesi karşısında samimi arzularını sineye itmişlerdir. Kurucular ülkede genel bir birlik sağlanması/ya da bir arada yaşama projesini hayata geçirmek için gönülde yatana göre değil ülke gerçeklerine uygun bir millet stratejisi geliştirmişlerdir. 1923 –Lozan Antlaşmasının 38.maddesiyle (1) Türkiye Hükümeti’nin memleketteki farklı ırk ve dinden olanlara karşı ayrımcılık yapmamayı taahhüt etmesinin de bu stratejiyi belirleyen bir dış etken olacağı açıktı. Atatürk, Türk Milleti’nin bileşkesindeki asli unsur olacak “ırk ve menşe birliği” (2) özelliği taşımayan kesimlerin hiç olmazsa “siyasi varlıkta birlik, tarihi karabet (yakınlık) ve dilde birlik” gibi tali özelliklerle telafi edilebileceğini düşünerek ülkede yaşayanların tümünü aynı potada eriten ünlü “Ne mutlu Türküm diyene” formülünü 1933’de vaz’etmiştir. Bu formül diğer ırklara karşı açık bir dayatma değildi, öyle olsaydı 1924 Anayasası’na koydurduğu “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur”(m.88) hükmü ile bu sözün çeliştiğini düşünmemiz gerekirdi. Bu Anayasa hükmüyle ırk ve din kategorilerine meşruiyet tanınmamakta, sadece vatandaşlık bakımından “hükmi Türklük” ihdas edilerek herkes siyaseten bu şemsiye altında toplanmaktadır. Burada, Türk kavramına bir önceki Anayasa’da “Osmanlı” terimine yapıldığı gibi tüm ırkları kapsayıcı bir fonksiyon yüklendiği açıktır. Yukarıdaki vecizede kavmen Türk olmayanlara doğrultulmuş icbari bir temayül sezenler olabilirse de oradaki “mutlu” sözcüğü bu sanıyı boşa çıkarmakta, daha ziyade bahşedici bir mensubiyet duygusu aşılamaktadır. Başka bir anlatımla vecizeyi özel bir ırkın yüceltilmesinden çok, herkesi bu ırk ismi ekseninde toplanmaya bir çağrı, bu çağrıya uyan diğer ırkları ödüllendirme olarak algılamak gerekir. Netekim, sonraki dönemlerde aynı tek eksenli politika izlenmiş, hükümet darbecilerinin yaptırdığı iki anayasada da bu kapsayıcı Türklük anlayışı korunmuş (3) ve hatta yelpaze daha da açılmıştır(4). Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti kimliği almaya hak kazanmış ve Türkiye’de yaşayan örneğin bir Boşnak ırk olarak yine Boşnaktır, ancak tabiyet (uyruk) itibariyle Türk vatandaşlığında bulunduğundan hukuken ve siyaseten Türk’tür.
Türkiye’de kurulması düşünülen/umulan Türkçü bir partinin programı nasıl olabilir? Parti, Sadece kavramdan ibaret, hukuken ihdas edilmiş Türkü değil etnik/kavmiyet anlamında Türkü esas alacaktır. Yukarıda da vurguladığımız gibi Türk ırkı odaklı bir partinin söylemi onun ülkedeki diğer ırklar karşısında farkındalık yaratmayı öngörmek ve öncelemek zorundadır. Sadece belli bir ırkı esas alan bir partinin iktidar olduğunda yapacağı icraat da zorunlu olarak Türk ırkını imtiyazlı kılmak yönünde olması gerekir. Türk ırkının diğerlerinden üstün olduğunu aleni savunmamış olsanız dahi Türk ırkını diğerlerinden ayrı tutucu bir politika izlemek kuruluş amacınızın gereğidir. Aksi halde bu adla bir parti niçin kurulmuş olsun? Tüm ırklara eşit davranacak bir partinin adında Türkçü teriminin yer alması tutarsızlık olur. Irkı esas alan bir partinin işi mutlaka ırkçılığa kadar vardırmayacağı, mutedil bir çizgi sürdüreceği bir görüş olarak öne sürülse bile siyasetin doğası gereği bunun gerçekleştirilmesine imkan yoktur.
Diğer yandan, Türkçü partinin kurulmasıyla birlikte diğer ırkları esas alan pek çok partinin de kurulmasına izin verilmesi demokrasinin gereğidir. Bunların propaganda çalışmaları bir anda ırkların üstünlüğü tartışmasına dönüşecek, çok yönlü bir ırkçılık mücadelesi ülkeyi kısa sürede kaosa götürecek ve nihayet kolay bir parçalanma olacaktır. Kaldı ki, bunlardan birinin iktidar olduğu düşünüldüğünde diğer ırkları baskı altına alması kaçınılmazdır. Bu yolla en başta vatandaşlar arasında olması istenen eşitlik ilkesi yok olur. Siyasi Partiler Kanunundaki yasaklarla böylesi bir felaketin önü daha partilerin kurulma aşamasında kesilmektedir. Bu durumda nasıl ki Boşnakçı bir parti kurulamazsa Türkçü bir parti de açıkça kurulamaz. Kapalı olarak Türkçülüğü esas alan partilerin varlığı zaten bilinmektedir.
Bununla birlikte, Türkiye’de bugün tahrik ve aşağılama amaçlı olmamak kaydıyla ırkçılığı felsefi anlamda bireysel olarak savunmak suç sayılmamakta ve düşünce özgürlüğü kapsamında algılanmaktadır(5). Ancak bu tarz söylemler bir tüzel kişilik (dernek, vakıf, parti..)olarak savunulması durumunda bu suç olacak, o kuruluş kapatılacak ancak ilgili kişilere T.C.K.218’ nci madde hükmü gözetilerek adli bir ceza hükmedilmeyebilecektir.
Dipnotlar:
(1) Madde 38/1– “Türkiye Hükümeti, tevellüt, milliyet, lisan, ırk veya din tefrik etmeksizin Türkiye ahalisinin kaffesine hayat ve hürriyetlerince himayei tamme ve kamile bahşetmeği taahhüt eder.”
Anılan antlaşma metninin Türk Tarih Kurumundan izlenmesi için link:
http://193.255.138.2/yayınlar/fulltext/antlaşmalar/lozan/lozan 30-309 .pdf
(2) Nitekim Atatürk, “Türk Milletinin teessüsünde müessir olduğu görülen tabii ve tarihi vakı’alar şunlardır” diyerek sıraladığı beş unsurdan bir tanesi “ırk ve menşe birliği”dir.(Afet İnan, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1969, s.22.)
(3) 1961 Anayasası, madde 54, 1982 Anayasası,madde 66.
(4) Sözgelimi, “Türkiye’ye sanayi tesisleri getiren, sosyal, ekonomik veya bilim, teknik veyahut sanat alanlarında Türkiye’ye olağanüstü hizmeti geçmiş veya geçeceği hükümetçe düşünülen kişiler,” Türklüğe dahil edilebilir.(Bkz.11.2.1964 Tarihli ve 403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik [Resmi Gazete:17.7.1964/11742] Madde 11/d.)
(5)Konusu ırk olup haber verme ve eleştiri amacını aşan, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama içerikli etnik düşünce açıklamaları 5237 sayılı TCK nun 216.maddesine göre suç sayılır.
a-mail : aisamurkas@tnn.net
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


